Sadrettin-i Konevi Kütüphanesi

Bir milletin geçmişinden miras olarak devraldığı kitaplar ve kütüphaneler şüphesiz ki o milletin bilim ve kültürünün en güvenilir delillerindendir. Türk toplumu, bunu yüzlerce yıl önce anlamış olan atalarından çok eski ve o ölçüde zengin bir kültür mirası olarak devralmıştır. Yalnız koruyup övünmekle değil, tanımak, tanıtmak, yararlanmak ve yararlandırmakla yükümlü olduğumuz bu mirasın büyük bir kısmını el yazma kütüphanelerimizi dolduran zengin koleksiyonlar teşkil eder. Türk-İslâm medeniyetinin temeli kitaba ve kütüphaneye dayanır. Kültürümüzde kütüphaneye hak ettiği değer atfedilmiş ve en yüce saygı gösterilmiş olup, kültür tarihimizde “kitap kültürü” diyebileceğimiz bir dalın doğmasına yol açmıştır.
Kütüphaneler millî kültürümüz kadar, Türk-İslâm bilim tarihinin günümüze kadar gelebilen en önemli kaynakların korunduğu mekanlardır. Buralar Türk-İslâm bilim, kültür ve sanat tarihinin bu değerli tanıklarıyla doludur.
Kütüphaneye ve kitaba verilen değer, yazılı malzemeyi kutsarcasına son devirlere kadar gelmesini sağlamıştır. Yazılı malzemeye gösterilen saygı Selçuklu kütüphaneciliğinin özünü teşkil etmektedir. Onun için kütüphane kurma, kitapların çok pahalı olduğu devirlerde, onu almaya gücü yetmeyenlerin faydalanabileceği kurumalar oluşturma geleneği olarak, Selçuklularla başlamıştır

Selçuklu Devri Kütüphaneleri

Türkler, Anadolu’yu sevgi, hoşgörü, ilim ve irfanla fethetmişlerdir. Bulundukları yerlerde insanların sosyal ihtiyaçlarını karşılayan hanlar, kervansaraylar, darü’l-huffazlar, mektep ve medreseler yapmışlar, bu eserlerin yanında kütüphane tesis etmeyi de ihmal etmemişlerdir.
Selçuklular tarafından açılan onlarca kütüphane mevcuttur. Türk-İslâm tarihinde ilk kütüphane, Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nde kurmuş olduğu kütüphanedir. Nizamiye Kütüphanesi’ne vakfedilen kitapların kayıt defterlerine bakıldığında 6000 cilt civarında kitap bulunduğu görülmüştür. 
Nizamülmülk’ün kütüphane ile ilgili vakfiyesi bazı kütüphanecilik prensiplerini ortaya koymuş; daha sonra onun ortaya koyduğu kurallar örnek alınmıştır. Bazı Selçuklu sultanları ilme daha ziyâde önem vermiş ve bu meyanda ilim adamlarının yetişmesi için gerekli olan kütüphaneler açmıştır. III. Alaeddin Keykubat (1298-1302)’ın Uluborlu’da kurduğu kütüphane burada zikredilebilir. 
 Anadolu Selçuklu Devleti’nin uzun yıllar başkentliğini yapmış olan Konya’da Selçuklu devri ilk vakıf kütüphanesi diyebileceğimiz kütüphane, Selçuklu vezirlerinden Şemseddîn-i Altunaba tarafından, İplikçi Medresesi’nde açılan kütüphanedir. Altunaba’nın 598/1201 seneli vakfiyesinde devrin kütüphanecilik anlayışını yansıtan bilgilere rastlanmaktadır.  Vakfiyesinde her yıl vakfın gelirlerinden kütüphane için 100 dinar ayrılmakta, bu ödenekle medresede öğretim için gerekli kitapların satın alınması ve kitapların hazine-i kütüb tarafından bedeli karşılığında okuyuculara ödünç olarak verilmesi şart koşulmaktadır. Ödünç verme süresi dolup kitap iade edilince rehin olarak alınan paranın, sahibine geri verilmesi de bu vakfiyede yer almaktadır. 
Bu kütüphaneden sonra şehrin dış kalesinin Ahmedik Kapısı civarında Selçuklu vezirlerinden Ebu’s-Sena Mahmud tarafından 670/1271’de Nizamiye Hânkahı Kütüphanesi kurulmuştur.

Sadreddin Konevi Kütüphanesi:

Konya’daki Selçuklu dönemi kütüphanelerinden en önemlisi, hiç şüphesiz 673/1274 yılında yine dış kalenin Çeşme Kapısı yakınında kurulan Şeyh Sadreddin Konevî Kütüphanesi olup, çekirdeğini Sadreddin Konevî’nin kendisi ve babasından kalan kitapların oluşturduğu bilinmektedir.  Selçuklu tarihi için önem arzeden bu kütüphane, en eski Kur’an tercümeleri ile Şeyh Sadreddin-i Konevî ile onun üvey babası ve aynı zamanda hocası olan Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin kendi eli ile yazılmış eserlerini ihtiva etmektedir.
Şeyh Sadreddin Muhammed ölümünden (673/1274) kısa bir süre önce bir “vasiyetname” yazmıştır. Konevî’nin, bu vasiyetnamesinde kütüphanesi ile ilgili birtakım arzuları olmuştur; Felsefeyle ilgili kitaplarının satılarak fakirlere dağıtılmasını, Tıp, Tefsir, Hadis ve Fıkıh kitaplarının Şam’a götürülerek ilim ehlinin hizmetine sunulmasını, kendi telif ettiği eserlerinin damadı Afifeddin’e hatıra olarak verilmesini istemektedir.
 Yakınları; her biri ayrı bir hazine değerinde olan kitapların satılmasına ve Şam’a götürülmesine gönülleri razı olmamış, mescidine bitişik bir kütüphane inşa ederek onun adına bir vakfiye düzenlemişler ve kitapları burada okuyucu hizmetine sunmuşlardır.
Bu kütüphaneyle ilgili kitabe dış kapı alınlığında bulunmaktadır (bk.: Fotoğraf 1).
Bu kitabenin tercümesi şöyledir:
“Bu kutlu yapının yanındaki türbede önder ve araştırmacı ilim adamı Sadreddin Muhammed b. İshak medfun bulunmaktadır. Türbedeki kütüphane de kendisine ait olup, şartları vakfiyesinde belirtilen vakfettiği kitapların bulunduğu kütüphane O’nun salih arkadaşları tarafından O’nun adına 673(1274) yılında inşa edildi.”
 Sadreddîn-i Konevî Kütüphanesi bu şekilde teşekkül ettikten sonra, değişik dönemlerde bir kısım insanlar da bu kütüphaneye kitaplar bağışlamışlardır. Bugün Yusufağa Yazma Eserler Kütüphanesi’nde Sadreddin-i Konevî kütüphanesinden intikal eden 167 kitap mevcuttur.
Bu kitapların birçoğunun kapak sahifelerinde kitabın Sadreddin-i Konevî Vakfı’na ait olduğuna dair kayıtlar vardır.  Bazılarında ise bizzat Sadreddin-i Konevî’nin temellük imzası bulunmaktadır. Yine birçoklarında da Konevî’nin hocaları ve yakınlarının sema ve kıraat kayıtlarına rastlanmaktadır.
Konevî Külliyesindeki kütüphane kısmı iki bölümden müteşekkildir. İç avludan merdivenle ikinci kata çıkılınca geniş bir okuyucu salonuna girilmektedir. Salonun güney tarafındaki oda kitapların korunduğu yerdir.
Yapı Osmanlılar zamanında birçok defalar onarım görmüştür. Son büyük onarım Sultan II. Abdülhamid dönemi Konya Valisi Ferid Paşa tarafından 1317/1889 yılında gerçekleştirilmiştir. En son onarım 2006 yılında yapılmıştır.
Konevî Kütüphanesi XIX. yüzyılın sonlarına kadar varlığını korumuş,  buradaki kitaplar, 1926’da yeni bir düzenleme ile asıl yerinden alınarak Konya Yusufağa Yazma Eserler Kütüphanesi’ne nakledilmiş ve bugün burada hizmete sunulmaktadır.
 
Sadreddin-i Konevî’nin Kitapları

Sadreddin Konevî’nin babası Malatyalı Şeyh Mecdeddin İshak, Anadolu Selçukluları Devleti hizmetinde bulunmuş, birkaç defa diplomat olarak Bağdad’a gitmiş, bu yolculukları esnasında Musul ve Cizre’de devrin tanınmış ilim adamlarıyla görüşmeleri olmuş, buralardan birçok kıymetli eser edinmiştir. Bu eserler oğlu Sadreddin-i Konevî’ye intikal etmiştir ki, bunların birçoğu müelliflerin veya yakınlarının el yazılarıyla istinsah edilmiştir. Diğer taraftan Sadreddin-i Konevî uzun süre Suriye ve Mısır’da üvey babası Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin yanında bulunmuş, üvey babasının da birçok eserleri Sadreddin-i Konevî’ye intikal etmiştir. Bu eserler arasında İbnü’l-Arabî’nin kendi el yazısı olan te’lif eserleri ve Mağrib’den getirdiği birtakım şahsî kitapları da bulunmaktadır.
Sadreddin-i Konevî’nin kendi telifi olan eserlerin kendi el yazısıyla yazılmış olan nüshaları da kitapları arasında bulunuyordu. Dostlarına ve devlet adamlarına yazdığı mektupları ve dostlarının kendisine yazdığı mektuplar ve birtakım küçük risaleleri özel defterlerinde toplamıştı. Kısacası zengin ve muhtevalı bir koleksiyona sahip idi. Onun bu defterleri Anadolu Selçukluları döneminin ilmî, siyasî ve kültürel hayatı ile ilgili zengin bir arşiv niteliğindedir.
Sadreddin-i Konevî, sürekli yazan, not düşen bir bilim adamıdır. Dostlarına, devlet adamlarına mektuplar yazmakta, bazen küçük bir hatırasını tarih vererek bir kenara kaydetmektedir. Bir nevi günlük diyebileceğimiz notları araştırmacılar için incelemeye değecek niteliktedir.
Sadreddin-i Konevî’nin kitapları onun adına inşa edilen kitaplığa yerleştirilirken her kitabın kapak sahifesine (zahriyye) bir vakıf kaydı yazmışlardır (bk.: Fotoğraf 2).
Bu vakıf kaydının kısaca tercümesi şöyledir: “Kendisinin telifi olan bu kitap… Sadreddin-i Muhammed… tarafından kabri yanında inşa edilen kütüphaneye Müslümanların yararlanmaları için vakfedildi. Vakfeden kişi, kitabın ancak rehin karşılığında kitaplıktan çıkarılmasını, aksi halde yerinde ondan yararlanılmasını şart koştu…”
Diğer kitaplarının her birinin kapak sahifesine buna benzer bir vakıf kaydı yazılmıştır. Bu demektir ki ölümünden sonra Konevî’nin bütün kitapları tescil edilmiştir. Ancak bu kitaplarının miktarını ve adlarını öğrenebileceğimiz bir liste o günden günümüze gelmemiştir. Bu yüzden, Konevî’nin kaç kitabı olduğunu bilmiyoruz. Bununla birlikte, Fatih Sultan Mehmed zamanında Karaman ili fethedilince o bölgedeki vakıfları tescil etmek amacıyla 880/1475-76 yılında Karaman iline gönderilen Osmanlı il yazıcıları Konya’da Sadreddin-i Konevî’nin vakfını da tescil etmişler, bu arada Konevî’nin kütüphanesindeki kitapları da tek tek kaydetmişlerdir.  Bu kayda göre Konevî’nin vakfı olan kitapların sayısı 200 küsurdur. Bu liste ile bugün Konya Yusufağa Kütüphanesi’nde bulunan Sadreddin-i Konevî’nin kitapları karşılaştırıldığı zaman yedi yüz yılı aşan tarih süreci içinde pek çok kitaplarının zayi olduğu görülmektedir.
Bu konuyu burada bitirirken şu notu düşmenin uygun olacağını düşünüyoruz: Sadreddin-i Konevî hayatta iken etrafında çok sayıda talebeleri bulunuyordu. Bu talebeleri onun gözetiminde bilimsel çalışmalarını yürütüyorlardı. Onun ve hocası İbnü’l-Arabî’nin eserlerini okuyor, istinsah ediyor ve hatta onun teşvik ve yol göstermeleriyle şerhler, telifler yapıyorlardı.

Konevî’nin Kendi El Yazıları ve Defterleri

Osmanlı il yazıcıları Karaman ili evkafını tescil ederlerken Sadreddin-i Konevî Kütüphanesi’ndeki kitapların adlarını tespit etmişlerdir. Bu listede Konevî’nin eserlerinin müellif nüsahaları ve şahsî defterleri mevcut değildir. Öyle anlaşılıyor ki, Sadreddin-i Konev’î’nin özel defterleri ve hocası Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin ve diğer yakınlarının el yazıları, hatıra niteliği taşıyan notlar ve belgeler kütüphanesine intikal etmemiştir. Bunlar yakınlarının ve dostlarının ellerinde bulunuyordu. Dönem dönem Konya’ya gelen ilim ve fikir adamları buralarda Konevî’nin hocaları ve yakınlarının el yazılarını görme ve inceleme imkânı buluyorlardı.
Konevî’nin özel defterlerinden bir tanesi günümüze gelmiştir. Bu defter Konya Yusufağa Kütüphanesi nr. 7850’de kayıtlıdır (Bk.: Fotoğraf). Başka kütüphanelerde de Sadreddin-i Konevî’nin defterleri ve kendi telifi olan eserlerin müellif nüshaları vardır.
Sadreddin-i Konevî uzun süre Şam’a yerleşen üvey babası ve hocası İbnü’l-Arabinî’nin yanında kalmış ve onun yetiştirdiği en tanınmış talebesi ve takipçisi olmuştur. 645/1247 yılında Konya’ya dönmüş ve ömrünün sonuna kadar Konya’da olmuştur. Sadreddin-i Konevî Suriye’den Konya’ya gelirken öz babası Mecdeddin İshak ve üvey babası İbnü’l-Arabî’den kendisine intikal eden külliyetli miktardaki eserleri de beraberinde getirmiştir. Konya’da talim, tedris ve telif ile meşgul olmuş ve Konya’yı “Ekberiyye” denilen fikir akımının merkezi haline getirmiştir. Hocasının eserlerini okutmuş, şerh etmiş ve pek çok talebeler yetiştirmiştir. Talebesi Müeyyideddin Mahmud el-Cendî onun ölümü üzerine yazdığı mersiyede şöyle demektedir:
“Dünyanın halifesi ve insanlığın sözü, mânâ denizi, derin bilgilerin kaynağı göçtü.
Şeyhu’l-İslam’ın ölümünden sonra kemal ve aydınlıktan eser kalmadı. Keşke o aramızdan ayrılmasaydı.
Ondan sonra problemlerin çözücüsü, gerçekleri ortaya koyan kaldı mı?
Ondan başka karanlık vadilerde sabah yıldızı gibi parlayıp ışık saçan var mı?
Ey asrımızın şeyhi ve karanlık labirentlerde bize yol gösteren sana selâm olsun.”

Tarih boyunca dönem dönem, Konevî’nin koyduğu vakıf şartlarında da yer aldığı üzere yerine rehin konularak Konevî’nin bazı kitapları kütüphanesinden alınmış, fakat bilemediğimiz sebeplerden dolayı yerine iade edilmemiştir. Sadreddin-i Konevî’nin birçok kitabı bu şekilde zayi olmuştur. Meselâ, bugün İstanbul İslâmi Eserler Müzesi’ndeki “el-Futûhâtü’l-Mekkiyye” nüshası vaktiyle Konya’da Sadreddin-i Konevî Kütüphanesi’nde bulunuyordu. Muhtemelen iare (ödünç alma) yoluyla İstanbul’a götürülmüş fakat iade edilmemiştir. Keza Mecdeddin İbnü’l-Esîr’in “Câmiu’l-Usûl” adlı eserinin altı cildi Konya Yusufağa Kütüphanesi’nde ve bir cildi de -ki müellif nüshasıdır- Konya İzzet Koyunoğlu Kütüphanesi’ndedir.  Her şeye rağmen bugün bile Sadreddîn-i Konevî Kütüphanesi’nden intikal eden kitaplar, Türkiye Selçukluları dönemi arşivi niteliğindedir.

EKLER :
Ek :1

Sadreddin Konevi İmaret Ve Kütüphane kitabesi

Ek 2:
Sadreddîn-i Konevî’nin “Ahkâmü’l-Kübrâ” adlı eseri Endülüslü Kemalüddîn Ebu’l-Hasan el-Alî’den okuduğuna dair semâ kaydı. En üstte Konevî’nin kendi el yazısı ile yazdığı temellük kaydı bulunmaktadır. Bu kayıt 13 Rebîu’l-Âhir 624 (3.4.1227) tarihinde Malatya’da yazılmıştır. (Konya Yusufağa Ktp., nr. 5060.)




Anasayfa Makaleler
» Sadrettin Konevi ile...
» Sadreddin Konevi Kim...
» Anadolu’nun Gerçek F...
» Sadrettin Konevi ile...
» Sadrettin Konevi Man...
» Sadrettin-i Konevi K...
» Sadreddin Konevi ve ...
» Bir Düşünce Geleneği...
» İslam Felsefe Gelene...
» Meram İlçesindeki Ta...
Haberler
» MEBKAM Danışma Kurul...
» "Konevi sembol bir ş...
» MEBKAM Danışma Kurul...
» Sadreddin Konevi Pan...
» “Konevi Okumaları” B...
» MEBKAM’dan yeni bir ...
» Hacıveyiszade Mustaf...
» Fahri Kulu Dualarla ...
» Demirli : Konevi kur...
» MEBKAM’da yeni yönet...
Duyurular
» Meram Düşünce Akadem...
Yayınlar
» Sadreddin Konevi...
» Meram Kitabı...
» Mir'atü'l-Arifin (Ar...
» Füsüsu'l Hikem ve Me...
» Konevi Sempozyumu Bi...
» Kırk Hadis Tercümesi...
» Akademik Sayfalar...
Videolar
» Konevi Sohbetleri De...
» Konevi Sohbetlerine ...
» Fatih Sultan Mehmet ...
» MEBKAM Danışma Kurul...
» Konevi hazretleri ha...
» Konevi hazretleri ha...
» Konevi Sohbetleri Ba...
» MEBKAM'da yeni yönet...
» Demirli : Konevi kur...
» Fahri Kulu Dualarla ...
İletişim
İletişim
İletişim Form
İnsan Kaynakları