Sadrettin Konevi ile Hadis Sohbeti

GİRİŞ
İlim, irfan, hikmet ve himmetleriyle çığır açan âlimlerin özgeçmişleri, hayata anlam ve ivme kazandıran tecrübe açısından önemlidir. Yüce Kur’an, “Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir o elçiler. Öyleyse onların yolunu takip et!” (En’âm 6/90), “Elçilerin haberlerinden senin yüreğini pekiştirecek/diri ve sağlam tutacak her şeyi sana anlatıyoruz. Bunlarla sana gelen hakikat, inananlar için ise bir öğüt ve hatırlatmadır” (Hûd 11/120) ve “O elçilerin hayat hikâyelerinde akıl ve idrak sahipleri için elbette büyük bir ibret vardır” (Yûsuf 12/111) beyanlarıyla bu noktaya işaret eder.
İmam Ebû Hanîfe’nin (v. 150/767), “Âlimlerin hayat hikâyelerini ve ibret dolu hatıralarını anlatmak, bir çok fıkıh meselesinden bana daha güzel geliyor. Zira bunlar, ulemâ topluluğunun âdap ve ahlâkından ibârettir”  tesbiti bu yüzden dikkat çekicidir. Ayrıca, “İnsân-ı kâmil, kâinâtın gıdasıdır” sözü meşhurdur. Şüphesiz bu durum, “Sâlihlerin, âlim ve ârif şahsiyetlerin anıldığı yere rahmet/bereket iner”  sözü gereği, rahmet ve bereket alanlarının genişlemesi demektir.
Sadreddîn Konevî İle Hadis Sohbeti başlıklı bu mütevazı yazı, günümüz insanının, Şerhu’l-Erbaîn Hadîsen (Kırk Hadis Şerhi) adlı eserinden yola çıkarak Sadreddin Konevî ile, onun ilmî-ahlâkî şahsiyeti ve engin tecrübesiyle tanışmasına bir nebze vesile olabilirse, hedefini gerçekleştirmiş sayılır.

SADREDDÎN KONEVÎ

Anadolu’da tefekkür, tasavvuf felsefesi, tasavvuf hareketi, hadis-tasavvuf münasebeti ve hadis sohbeti söz konusu edildiğinde, şüphesiz ilk akla gelen âlim ve âriflerden birisi Sadreddîn Konevî'dir. Künyesi Ebu’l-Meâlî, ismi ise Muhammed b. İshâk'tır. Aslen Malatyalı’dır. Şam, Hicaz ve Mısır tecrübesinden sonra Konya’ya yerleşmiş ve 673/1274 tarihinde orada vefat etmiştir. Bugün bağrında taşıdığı kutlu toprak, Şeyh Sadreddîn Câmii ve Türbesi adıyla bilinir. Onun mütevazı türbesine bitişik Câmi, târihî-mimârî doku, ruhânî iklim, mânevî haz, hatimle kılınan terâvih namazı, kırâat dersi, hadis sohbeti, cemâatinin huzur, sükûnet ve sekineti itibariyle farklılığını hissettirir.
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (v. 672/1273), belki coşku ve heyecan dolu bir şâir olmasından, bilhassa Mesnevî'si ile hemen bütün dünya tarafından tanınır. Mevlevîlik ve semâ gösterileri de bunda rol oynamış olmalıdır. Tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, tasavvuf gibi temel İslâmî ilimlerde derin vukûfuna rağmen Sadreddîn Konevî ise o kadar meşhur değildir. İsmail Hakkı Bursevî (v. 1137/1725), "Bu fasıl şüyûh-i selâse beyânındadır" diyerek, Muhyiddîn İbn Arabî, Sadreddîn Konevî ve Âtpâzârî Emîr Efendi diye bilinen Seyyid Osman el-Fazlî gibi üzerinde ciddi izler bırakan üç şeyhten bahseder. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî ile Sadreddîn Konevî arasında bir mukayesede bulunurken, onun sarf ettiği şu cümle dikkat çekicidir:
“Ve Mevlânâ lafzı, Hazreti Sadr'ın nefsi (kendisi) dir ki, ilâ hâza'l-ân (şu ana kadar) sâhibü'l-Mesnevî Celâleddîn Muhammed el-Belhî onunla şöhretyâbdır. Velâkin rütbe-i hakikatte Hazreti Sadr'la araları beyne's-semâi ve'l-arzdır, deyu bazı kümmel-i evliyâdan menkuldür” .
Onun bu tesbiti, doğrusu üzerinde ibret nazarıyla düşünülmesi gereken bir noktadır.   
Sadreddin Konevî’nin mânevî ikliminden ve hikmet pınarından günümüz dünyasına gelen esintilere geçmeden önce, onu çağımıza taşıyan eserlerinden birisi olan Şerhu’l-Erbaîn Hadîsen (Kırk Hadis Şerhi) hakkında bazı teknik bilgilerin verilmesinde fayda vardır.

ŞERHU’L-ERBAÎN HADÎSEN (KIRK HADİS ŞERHİ)

Hadis ilimleri literatüründe Erbaîn, müellifin, muayyen veya muhtelif konularda özel ilgisini çeken kırk hadisten teşekkül eden hadis mecmuası demektir. Hicrî ikinci asırda tebe-i tâbiînden Abdullah İbnü’l-Mübârek (v. 181/797) ile başladığı tesbit edilebilen ve halen devam etmekte olan bu telif geleneği, kırk hadis hıfzeden kimseyi müjdeleyen hadise istinâden ortaya çıktığı genel kabul görür. Nitekim Sadreddîn Konevî, Kırk Hadis Şerhi'nin mukaddimesinde şöyle der:
“Mütekaddim ulemâdan bir grup, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in 'Ümmetimden kim dininin emir ve talimatına dair kırk hadis hıfzeder, beller ve hayata geçirirse, Allah onu kıyamet günü dini çok iyi bilen bir âlim olarak haşreder' hadisi, onlara göre çeşitli tariklerden gelen sahih senedlerle sabit olunca, muhtelif mevzûlarda kırk hadis telifine iştiyak ve alaka gösterdiler. Onlardan İbn Ved'ân gibi bazıları, vaazları ihtiva eden, bilhassa Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in hutbelerinde geçen hadisleri seçmiş, bazıları ahkâma dair hadisleri dikkate almışlardır (…) Bazı dost ve yakınlarım, benim hadis ilminde sermayemin –Allah'ın lütfu ile- geniş ve zengin, sırlarını tanımada alış verişimin kârlı olduğunu görüp tecrübe edince, önceki âlimlerin yoluna uyarak bir demet hadis derleme ve onları yorumlama hususunda bana teveccüh ettiler” .
Sadreddîn Konevî'nin sözünü ettiği İbn Ved'ân (v. 494/1100), Ebû Nasr Muhammed b. Ali el-Mevsılî'dir. Onun yazdığı el-Erbaûn el-ved’âniyye kırk hutbeden oluşur. Hanefî fıkıh ve hadis âlimi es-Sağânî (v. 650/1252), eserde geçen bazı hadislerin mevzu olduğunu ifade eder. Eser, Ali Hasan Ali’nin tahkikiyle basılmıştır (Dâru Ammâr, Amman, 1407).
Sadreddîn Konevî'nin, yukarıda geçen “benim hadis ilminde sermayemin –Allah'ın lütfu ile- geniş ve zengin olduğunu görüp tecrübe edince” (Lemmâ raev ve cerrabû enne bidâatî fî ılmi’l-hadîs bi fadlillâhi vâfira” şeklindeki ifadesine mukabil, İmam Gazzâlî’nin (v. 505/1111) ondan önce söylediği benzer fakat aksi istikametteki söz, câlib-i dikkattir. Zira İmam Gazzâlî, şeytanın yiyeceği, havz-ı kevser ve berzah âlemi hakkında kendisine yöneltilen suâle, “Hadis ilminde benim sermayem azdır, kayda değmez. Havz (ve benzeri meseleler) ancak mücerred nakille bilinir. O halde bu konuda hadislere müracaat edilmelidir”  diye cevap verir.
Sadreddîn Konevî'ye ait Şerhu’l-Erbaîn Hadîsen (Kırk Hadis Şerhi), tasavvuf ilmine dayanak teşkil eden yirmi dokuz hadisin derlenip şerh edildiği bir eserdir. Şerh sadedinde veya şâhit olarak zikredilenlerle birlikte yaklaşık yüz hadise yer verilir. Cevâmiu’l-kelim makamından sadır olan bir demet hadisi, rivâyet ile dirâyeti kendilerinde toplamış müttaki meşâyihten dinlediğini dile getiren Sadreddîn Konevî, hadis şerh tekniğinde işârî yorumlarıyla okuyucunun dikkatini çeker. O, diğer sûfî âlimler gibi dinî, derûnî ve ruhânî tecrübeyi işâret kelimesiyle dile getirir. Bu minval üzere o, eserinde insanın ruh dünyasını, Allah ile münasebetini, toplumun aile, iş ve ticaret hayatında ahlâkî düsturlara bağlı kalması gerektiğini açıklar.
Sadreddîn Konevî'nin, muhaddis sûfîlerden Hakîm Tirmizî (v. 295/907 civ.) ve Gülâbâdî (v. 380/990) örneklerinde olduğu gibi, hadis-tasavvuf münasebetine dair önemli bilgiler verdiği görülür. Hocası Muhyiddîn İbn Arabî’den (v. 638/1240) devraldığı tasavvufî zevk ve tecrübe, keşif-müşahede yöntemi ve işârî metodla derlediği hadisleri açıklar. Tabii o da hocası Muhyiddîn İbn Arabî gibi, keşif ve rüya ile hadis rivayetini kabul eder. Ancak, görebildiğimiz kadarıyla, Kırk Hadis Şerh’inde rivâyet tekniği bakımından aslı tesbit edilemeyen hadislerin sayısı oldukça azdır. Onda geçen hadislerin, geneli itibariyle sahih, hasen veya zayıf senedle sâbit oldukları görülür.
Ehl-i tasavvufa göre keşif, belli riyâzet ve mücahede neticesi, bir takım kabiliyet ve melekelerin iyice geliştirilmesi ve ruhî bazı güçlerin meydana çıkarılması demektir. Onlara göre keşif, akıl ve duyularla ulaşılmayan bazı bilgileri kalp gözüyle görmeyi ve sezgi yoluyla kavramayı ifade eder. Ne var ki hadis usûl ilminde, hadis tahammül yolları içinde keşfen rivâyet gibi bir yöntem yer almaz. Bu itibarla, ehl-i hadise göre bir haberin, Rasûl-i Ekrem'e nisbeti keşif yoluyla değil, hadis usûlüne göre isnad ve metin bakımından sağlam olmasıyla bilinir. Çünkü onlara göre rüya, keşif ve ilham, mutlak mânada belirleyici bilgi kaynağı değildir ve gerek bilgi değeri gerekse duygu yönü açısından objektif/nesnel değil, subjektif/öznel bir mahiyet taşır.
Ayrıca, mahiyeti ne olursa olsun yapılan yorum ve dile getirilen tecrübenin Allah ve Rasûlü’nün getirdikleri sistemle çatışmaması gerekir. Nitekim Seyyidü't-tâife unvanıyla anılan meşhur sûfî âlim Cüneyd Bağdâdî (v. 297/909), şu sözüyle bu hassas noktaya işaret eder:
“Bizim bu yolumuz usûl, yani Kitap ve Sünnet ile kayıtlıdır. Kim Kitap ve Sünnet'i okuyup dikkate almaz, doğrudan veya dolaylı olarak onlardan çıkarılan hükümleri bilmez ise, onun yolundan gidilmez”.
Bu söz üzerine İsmail Hakkı Bursevî, “Kitap ve Sünnet, mîzân-ı şer’in iki kefesidir”  diyerek, Kur’ân-ı Kerîm ile Sünnet-i Nebeviyye'nin, şerîat terazisinde iki temel değer ve kaynak olduğunu dile getirir.
Sadreddîn Konevî, Moğollar’ın Bağdat istilasını rüyasında gördüğünü ve aynen zuhur ettiğini anlatır . Bu demektir ki, Bağdat’ın işgal tarihinden (656/1258) sonra, olgunluk döneminin bir mahsulü olarak bahse konu olan eserini yazar. Eserinde, Kur'an âyetleriyle birlikte meseleyi tahlil etmesi onun, Kur’an’la devamlı hemhal bir tefsir âlimi olduğu fikrini verir. Hadis ilmindeki ihtisasını, derin bilgi ve tecrübesini gösterir. O, hadis metinlerinin herkes tarafından bilinebilecek lafız mânalarından ziyade, “Hadisin sırrının keşfi ve mânalarının izahı” (Keşfu sırrıhî ve îdâhu meânîhi) başlığı altında işaret edilmek istenen mesajlar, sır ve hikmetler üzerinde durur.

DERLENEN HADİSLERİN KONUSU

Derlenen hadisler, bereketli kazanç yolu ve rızık, israf, temizlik, namaz, zikir ve tesbih, tevbe, rüya, ahlâk, cihad, cömertlik, tasadduk, ribâ, tevhid, ism-i âzam, kabir ve cehennem azabı, gayretullah, sıla-i rahim, cemaatle ibadetin fazileti, Kur’an, zaman, yaratılış gibi konulara dairdir.
Sadreddîn Konevî'nin, Şerhu’l-Erbaîn Hadîsen (Kırk Hadis Şerhi) adlı söz konusu eserinde takip ettiği şerh tekniğini göstermesi açısından üç örnek vermek istiyoruz:
a) Üçüncü Hadis başlığı altında şu hadise yer verilir:
Rifâa b. Râfi’ diyor ki: “Rasûlullah'ın (s.a) arkasında biz namaz kılıyorduk. Rasûlullah (s.a), başını rukûdan kaldırınca, “Semiallâhu limen hamideh” dedi. Hemen peşinden arkasındaki bir adam, “Rabbenâ leke'l-hamdü hamden tayyiben mübâraken fîh” dedi. Rasûlullah (s.a) namazı bitirince, “Bunu söyleyen kimdir?” diye sordu. Adam, “benim!” deyince Rasûlullah (s.a) şöyle buyurdu: “Otuz küsur melek gördüm, onlar, hangisinin bunu daha önce kayda geçeceği hususunda yarışıyorlardı” (Buhârî, Ezân, 126).
Sadreddîn Konevî, “otuz küsur melek gördüm”, sözünün sırrını, -Buhârî metni ile- “Rabbenâ ve leke'l-hamdü hamden kesîran tayyiben mübâraken fîh” cümlesindeki harflerin otuz üç olmasına bağlar. Nitekim meşhur hadis âlimi İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî'de fâide başlığı altında, denildi ki diye başlayarak bu açıklamaya işaret eder.
b) Onuncu Hadis başlığı altında şu hadise yer verilir:
“Âdemoğlu, su ve çamura (binaya, toprağa) yaptığı yatırım hariç, bütün harcamalarından ötürü ecre nâil olur” (benzer rivayet için bk. Buhârî, Merdâ, 19 (İnne’l-müslime yu’ceru fî külli şey’in yünfikuhû illâ fî şey’in yec’aluhû fî hâza’t-türâb); Tirmizî, Kıyâmet, 40).
“Hadisin yasakladığı bina, sahibinin sadece kısa bir gezinti ve dolaşma, lüks ve konforu düşündüğü veya gösteriş ve duysunlar için hedeflediği bina türüdür. Böyle olunca, bâninin düşünce ve hedefi bu âlemi geçemez. Bundan dolayı da âhirette bunun bir semeresi ve neticesi olmaz. Zira adam, yaptığı bina ile şu geçici yurdun ötesinde bir şey hedeflememiştir. O halde onun fiilleri, zâil olan arazlardan ibarettir. Onların bu dünyadan âhirete intikalini sağlayacak bir imkan yoktur. Binaenaleyh semeresi olmadığından ecri de yoktur”.
c) Onaltıncı Hadis başlığı altında, aralarında faiz cereyan eden mallar hakkında, eşyâ-yı sitte veya emvâl-i ribeviyye hadisi diye meşhur olan şu hadisi açıklar:  
“Altına mukabil altın, gümüşe mukabil gümüş, buğdaya mukabil buğday, arpaya mukabil arpa, hurmaya mukabil hurma, tuza mukabil tuz eşit miktarlarda ve peşin satılır. Her kim artırır veya fazla alırsa faiz alıp vermiş olur. Bunda alan ile veren arasında fark yoktur” (Müslim, Müsâkât, 82; Tirmizî, Büyû’, 23; Nesâî, Büyû’, 44; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 271).
“Ribâ meselesi, birisi vasıflar, diğeri zaman olmak üzere iki temele dayanır” diyerek hadisi açıklamaya başlayan Sadreddîn Konevî, vasıfları cevher ve araz ekseninde tahlil ettikten sonra, zaman unsurunu şöyle yorumlar:
“Mesela, 100 dinarı bir yıl süre ile 120 dinar karşılığında borç/kredi veren kimse, 20 dinarı zaman mukabilinde istemektedir. Adeta o, bir yıllık zamanı 20 dinar karşılığında satmıştır. Halbuki tayin edilen zaman, henüz mevcut değildir. Ayrıca zaman, borç/kredi verenin mülkiyetinde değildir ki onu satabilsin! Zira zaman, Allah’ındır, Allah’ın hükmü iledir. Zaman üzerinde O’ndan başkasının bir hükmü olamaz”.

ŞERHTE KULLANILAN HADİSLERDEN ÖRNEKLER

a) “Kim bir hayır bulursa Allah’a hamdetsin. Kim ondan başka (şer bir şey) bulursa, o da ancak kendisini kınasın!” (Müslim, Birr, 55).
b) “Ümmetimin ömrü altmış ilâ yetmiş senedir” (Tirmizî, Deavât, 101; İbn Mâce, Zühd, 27).
c) “Kim beni rüyada görürse hakikaten beni görmüştür” (Buhârî, İlim, 38; Müslim, Rüya, 10, 11).
d) "Rüya üç çeşittir: Bir çeşit rüya Allah'tandır. Bir çeşit rüya şeytanın hüzün vermesi kabilindendir. Bir çeşit rüyada kişinin kendi kendine söylediği ve düşündüğü şeydendir" (Buhârî, Ta'bîr, 3).
e) “Allah kulunun tevbesini can boğaza gelmedikçe kabul eder” (Tirmizî, Deavât, 98; İbn Mâce, Zühd, 30; Muvatta’, Hudûd, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 132).

SONSÖZ

Osmanlı tefekkür geleneğine mensup ilim ile irfan/tasavvufî tecrübe arasındaki münasebeti hem nazarî hem de amelî planda gösteren, yazdığı çok yönlü eserleriyle İslâm kültür ve medeniyet tarihinde derin izler bırakan Sadreddîn Konevî'nin, Rasûl-i Ekrem'den naklettiği şu duâ ve niyâz sonsöz olsun:
“Allâhümme innî es’elüke fi’le’l-hayrâti ve terke’l-münkerâti ve hubbe’l-mesâkîn”.
“Allahım, senden iyilikleri yapmayı, kötülükleri terk etmeyi, yoksul ve düşkünleri sevmeyi istiyorum” (Tirmizî, Tefsîr (Sûre 38), 2, Muvatta’, Kur’ân, 40; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 368).
Bağdatlı Hanbelî âlim Ebû Muhammed et-Temîmî (v. 488/1095) diyor ki: “Bizden faydalandıktan sonra anıp da bizi rahmetle yâd etmemek, hiç de size yakışmaz!”.
Bu vesileyle, İslâm ümmetinin, bilhassa Türk milletinin kendisinden çok faydalandığı Sadreddîn Konevî’yi rahmetle yâd ediyor ve aziz rûhunun şâd olmasını diliyoruz.




Anasayfa Makaleler
» Sadrettin Konevi ile...
» Sadreddin Konevi Kim...
» Anadolu’nun Gerçek F...
» Sadrettin Konevi ile...
» Sadrettin Konevi Man...
» Sadrettin-i Konevi K...
» Sadreddin Konevi ve ...
» Bir Düşünce Geleneği...
» İslam Felsefe Gelene...
» Meram İlçesindeki Ta...
Haberler
» MEBKAM Danışma Kurul...
» "Konevi sembol bir ş...
» MEBKAM Danışma Kurul...
» Sadreddin Konevi Pan...
» “Konevi Okumaları” B...
» MEBKAM’dan yeni bir ...
» Hacıveyiszade Mustaf...
» Fahri Kulu Dualarla ...
» Demirli : Konevi kur...
» MEBKAM’da yeni yönet...
Duyurular
» Meram Düşünce Akadem...
Yayınlar
» Sadreddin Konevi...
» Meram Kitabı...
» Mir'atü'l-Arifin (Ar...
» Füsüsu'l Hikem ve Me...
» Konevi Sempozyumu Bi...
» Kırk Hadis Tercümesi...
» Akademik Sayfalar...
Videolar
» Konevi Sohbetleri De...
» Konevi Sohbetlerine ...
» Fatih Sultan Mehmet ...
» MEBKAM Danışma Kurul...
» Konevi hazretleri ha...
» Konevi hazretleri ha...
» Konevi Sohbetleri Ba...
» MEBKAM'da yeni yönet...
» Demirli : Konevi kur...
» Fahri Kulu Dualarla ...
İletişim
İletişim
İletişim Form
İnsan Kaynakları